gray concrete roadway beside green and brown leafed trees

ZAHİRDEN BATINA

AY’DAN GÜNEŞ’E YOLCULUĞUMUZ

Hep bir uyanıştan bahsediyoruz. Çünkü hepimiz uykudayız, biliyoruz. Uyku, gece, Ay…

Ay; geceyi aydınlatan ve aslında gerçek sandığımız oysa sadece bir yansıma (yanılsama) ışığını biz sunandır. Ay, dünyevidir çünkü duyu organlarımız ve duygularımız ile algıladığımız bu dünyayı bize gerçek kılar. Anlık tepkilerimiz, iç güdüsel davranışlarımız, değişen ruh halimiz, insan ilişkilerimiz, ailevi durumlarımız ve özellikle annemiz ile olan bağımız, çocukluk dönemimiz, çocuklukta çevreden sünger gibi çektiğimiz bilinçaltı kayıtlarımızın hepsi Ay tarafından yönetilir, Ay’la sembolize edilir.

Gecenin kraliçesi Ay, bizim zahiri anlamda karanlık tarafımızı, görünmeyenimizi anlatırken, batıni anlamda gerçek sandığımız bu dünyayı anlatır. Biz uykuda olanlar, birgün biteceğini bildiğimiz bu fani dünyayı ve Ay ışığı altında gördüğümüz kadarını kendi gerçeğimiz sanıyoruz. Uyanıp Güneş’i görmeyi hayal edenler ise mutlak gerçeğin orada, Güneş ışığının kendisinde olduğunu bilir.

Güneş, gündüzün kralı, ışığımız, enerjimiz, ruh, ilahi olandan gelen, güç, kudret, irade… Güneş uyanışın simgesi, aydınlanma ve gerçekliktir. Bilincin sembolüdür. Uyanış ise asli manada büyük bir bilinç gerektirir. O nedenle, Ay ve karanlık; uykudaki halimizi, alışkanlıkla ve dürtüsel olarak yaptığımız davranışları gösterirken, Güneş ve aydınlık; uyanık halimizi, bilinç, farkındalık ve irade ile yaptığımız davranışları anlatır.

Ay Batini, Güneş Zahiri olanı anlatır sanılır oysa Ay gördüğümüzü sandığımız, Güneş ise bu yanılgının arkasındaki gerçeği sembolize eder. Çünkü uyanmak ve aydınlanmak büyük bir şuur ve bilinçte sıçrama gerektirir. Biz bu dünyayı duyularımızla fark edip tanımlar, duygularımızla anlatırız. Görünen ve görünmeyen birbirine karışır ve gerçekliğimiz sorgulamaya başlarız. Ay tıpkı bir ayna gibi Güneş’in ışığını bize yansıtır. Oysa bu ayna ilahi tecellinin, tecellisidir hatta belki onun da tecellisidir.. Bu sırlı camda kaç katman vardır bilinmez. Oysa Ay’ı kabul edip, anlayıp, Güneş’in doğduğu yere gitmektir asıl olay. Eğer gidemiyorsak Güneş’in doğduğu zamanı beklememiz gerekecektir. Ölmeden ölmek ya da ahireti beklemek …

Hayatta hepimizin geçtiği yollar faklıdır ve astrolojik olarak da bakarsak bir çok unsur ile sembolize edilir. 1. ve 10. ev, yükselen burcun yöneticisi, KAD, enkarnasyon ve ruh noktaları vs.. gibi. Bir de Güneş burcumuz vardır hepimizin en iyi bildiği ve bulması kolay ama anlaması en zor olandır bana göre. Güneş, ruh, öz, kimliktir. Hani hep sorarız ya “ben kimim?” diye. İşte o anlayamadığımız gerçek kimliğimiz Güneş’tir. Sadece bulunduğu burç değil, aldığı açılar, bulunduğu ev, yönettiği ev ve gezegenler… hepsi önemlidir.

Kısacası, bir çok yol olsa da en kısa gibi görünen ama en zor ve uzun bir yolculuk Ay’dan Güneş’e yapılandır. Yani Zahirden Batına… Çünkü ne bu dünya nimetlerini ne de alışkanlıkları bırakmak hiç kolay değildir hatta çoğumuz için mümkün görülmez. Oysa nefs dediğimiz de tam da budur yani bizim sevgili Ayımız..

Peki neden astrolojide Güneş’e ego deriz? Yoksa ego gerçek benlik mi? Burada bahsettiğim günlük ego değil, var olan egoyu ilahi bir amaç uğruna evrimleştirmektir. Hepimiz bir amaçla geldik bu dünyaya ve bir misyonumuz var bulmamız ve tamamlamamız gereken.. O nedenle bırakmamız gereken Nefs ise, bulmamız gereken evrimsel bir ego mu?

Cevaplar hepimizin içinde saklı.. Şimdi tefekkür zamanı…

Sevgiler…

“ZAHİRİ’DEN BATİNİ’YE/AY’DAN GÜNEŞ’E YOLCULUK” için 1 yorum

  1. Geri bildirim: AYDINLANMA / HARİTALARIMIZDAKİ GÜNEŞ

Görüşlerinizi veya sorularınızı yazabilirsiniz :)

Scroll to Top

ASTROBİKEM ASTROLOJİ DANIŞMANLIĞI sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin